sağlık bakanlığı personel | personel sağlık | pbs sağlık | haberterapi

Sendikacılar ve sendikacı geçinenler!

Bu ülkede sendikacılar ve sendikacı geçinenler kim? Sağlık-Sen kimin mirasını yiyor? Sağlık-Sen'e paralel operasyonu kimler yapıyor?

Sendikacılar ve sendikacı geçinenler! Sağlık

Sendikacılar ve sendikacı geçinenler!

Gelmiş olduğumuz sürecin sonunda sendikamızı iki döneme ayırmak suretiyle her dönemi ayrı ayrı irdelemeye çalışacağım. Sistem, 4688 sayılı yasanın hayata geçmesi ile iki sendikaya hayatiyet hakkı tanımış, bu yasayla KESK ve KAMU-SEN’e pozitif ayrımcılık yapmıştı. Temelini 1994 yılında attığımız MEMUR-SEN’i hesaba katmamışlardı. O açıdan, MEMUR-SEN yarışa 3. sırada başlamıştı.

Ülkemizde siyasi iradenin el değiştirmesi ve MEMUR-SEN’e omuz vermiş bir avuç ihlaslı kardeşlerimizin gayretleri neticesinde hamdolsun MEMUR-SEN ülke genelinde en büyük konfederasyon olmuş, rakiplerini fersah fersah geride bırakarak bir milyon üye sayısına ulaşmıştır.

Sendikacılar

Kuruluş yıllarının her türlü olumsuz şartlarına rağmen, dik duruşunu devam ettiren bir avuç inanmış insanın, o dönemin şartlarında, sendikal manada vermiş oldukları mücadelelerden basına yansıyan konu başlıklarından sadece bir kısmını zikretmekle yetineceğim.

İLO normları, ülkemizde İŞÇİ ve MEMUR sendikacılığı diye bir sendikal anlayışın olamayacağını açıkça ifade eder. KAMU çalışanları sendikacılığı adı altında, işçi ve memur sendikacılığının tek elde toplanmasını ifade eden bir anlayışı SAĞLIK-SEN olarak ifade etmiştik. Ülkemizde adeta kader haline gelmiş, her on yılda bir ihtilalin, millet iradesine karşı duruşun, sivil ve demokratik bir anayasanın yapılmasıyla aşılacağını, kuruluş yıllarında söylemiştik.

5510 sayılı kanun hazırlanırken, sosyal devlet anlayışı bağlamında, vatandaşının doğumundan ölümüne kadar tüm bireylere birinci sınıf sağlık hizmeti sunmasının sosyal devletin bir görevi olduğunu ifade etmiştik. Ancak ilgili yasayla beraber, 18 yaşına kadar ebeveynlerinin sosyal güvencesine bakılmaksızın, her türlü sağlık hizmeti devlet tarafından karşılanır, ibaresi konularak yasa çıkarılmıştır. Biz bu yasanın tam olarak ihtiyaçlara cevap vermeyeceğini ifade ederken, sözde sosyal devlet diye bağıran sendikalar ve tabipler odası, o dönemlerde bizi ağır bir şekilde eleştiri yağmuruna tutmuşlardı.

SSK hastaneleri ile Sağlık Bakanlığı hastanelerinin birleştirilmesi sürecinde bunun eksik olduğunu, üniversite ve GATA hastanelerinin de buna dahil edilmesi gerektiğini ifade ettik. Döner sermaye ek ödemelerinin, doktorları önceleyen bir anlayışın yanlış olduğunu, zira sağlık çalışanlarının çalışma barışının bozulacağını söyledik ve konuyu yarga taşıdık. Önceden taban ve tavan döner sermayelerinin arasındaki farkın 5 kat aralığında olduğunu, sonraki uygulamanın neticesinde bu farkın 20 kata kadar çıktığını, bunun yasal dahi olsa adil olmadığını belirterek, açtığımız davayı mahkeme haklı bularak bu konuyu ANAYASA mahkemesine taşımıştı. Böylece Türkiye’de ana muhalefet partisinin dışında bir sendikanın açmış olduğu dava, ANAYASA mahkemesinde görülen ilk dava olması hasebiyle, ilklerin sendikası olduğumuzu göstermiş olduk. Tabi bu söylediklerimiz 20 yıl öncesine ait ve o günün şartlarında söylenmiş sözlerin, bugün geldiğimiz noktada ne kadar isabetli tespitler olduğunu görmemek mümkün değildir. Yukarıda zikretmiş olduğumuz hususlar bugün teker teker hayata geçiriliyor.

Sendikamızın, sosyal sorumluluk projesi olarak 2003 yılında, sağlık teşkilatında sağlıkta dönüşüm programının proje ortaklığını, bakanlıkla birlikte yürüttük. Bu bağlamda, aile hekimliği peyder pey hayata geçiriliyordu. Bakanlığın aile hekimliğinden sorumlu daire başkanı Dr. Hüseyin İLTER beyle birlikte yaklaşık 40 ile, aile hekimliğini sunacak olan sağlık personelleriyle hizmet alacak vatandaşlarımızı, ilin büyük bir salonunda buluşturarak yeni sistemin usul ve esaslarını anlatma fırsatı bulduk. Askeri ilaç fabrikasının kapatılmasının önüne geçmek adına, geçmişte Erdemir Demir Çelik Fabrikasının 1 tl karşılığında sembolik bir ücretle fabrika çalışanlarına devredildiği gibi, bizde ilaç fabrikasının sembolik 1 tl ücretle sendikamıza devredilmesini, bu sayede yerli ilaç sanayini geliştireceğimizi, her yıl milyarlarca dolar ilaç bedelinin yabancı ilaç firmalarına gidişini engellemek amacıyla bu paranın ülkemizde yatırım olarak kalmasının faydalı olacağı hususunu ulusal basında dile getirdik. Fakat mümkün olmadı.

Stajyer sendikacılar, sosyal sorumluluk bağlamında “sağlık okur yazarlığından” bahsediyorlar. Adeta şaka gibi, zira çağın bilgi ve iletişim teknolojilerinin en etkin şekilde kullanıldığı bir dönemde halen okur yazarlık gibi işlerle iştigal etmeleri çok düşündürücü olaydır. Vay benim sendikamın başına gelenlere, demekten kendimi alamıyorum.

Sendikadan geçinenler

Daha önce kaleme aldığım, mevcut yönetime yönelttiğim konu başlıklarına dönecek olursak; yıpranma, süt izinlerinin döner sermayeden kesilmesi, hastanelerde acil tanımının yanlış olduğunu bundan dolayı radyoloji çalışanlarının acil farkı alma adına kanser olduklarını ifade ettim. İdari izinlerde çalışmak zorunda kalan kamu çalışanlarına, nöbet parasının verilmediğini, sağlık çalışanlarının icap ve nöbet paralarının saat ücretlerinin yetersiz olduğunu, GİH çalışanlarına fazla mesaiden dolayı nöbet ücretinin yerine izin kullandırma mecburiyetinin giderilmesi gerektiğini belirttim. GİH çalışanlarının ek ödeme mağduriyetlerinin halen devam ettiğini, ilk öğretim mezunu ile fakülte mezunu arasındaki ek ödeme farkının çok komik olduğunu, bunun gibi 12 hususu mevcut yetkili sendika yönetimine basın huzurunda defalarca dile getirmiştim. Fakat ne hikmetse tek kelime cevap alamadım.

Sağlık bakanımız, zaman içerisinde sağlık çalışanlarının nöbet ve icap nöbeti ücretinin mağduriyetine son verildiği, nöbet ücretlerine % 50’nin üzerinde artış yapılarak bu konuyu çözüme kavuşturduğunu, ayrıca yıpranma payının ve sağlık çalışanın maaşından her türlü keseneğin emeklilik ikramiyesi ve emekli maaşına yansıtılacağı müjdesi ile doğum sonrası süt izinlerinin döner sermayeden kesilemeyeceğini ifade etmişlerdir. Sayın bakanımıza teşekkür ediyoruz.

Her zaman söylediğim bir söz var. Eyy sendikacılar! Siyasi iradenin arkasına takılıp gitmeyin. Siz ufuk açın, yol gösterin. Ülkede gündem belirleyin, belirlenen gündemlerin arkasında kuyruk olmayın.

Madem bu kadar başarılı çalışmaların altına imza attınız da ne oldu? Neden sendika seçimini kaybettiniz? Sendika seçimlerini kaybetmemize sebep olan iki şubenin içişlerine müdahil olmamız bahane edilerek, bu hususta tüm delegasyona denildi ki, bakın bugün iki şubeye müdahale edenler yarın sizin şubelerinize neden müdahil olmasınlar, ne bekliyorsunuz? Susmayın, tepkinizi oylarınızla sandıkta gösterin, bağlamında bir siyaset güdüldüğü için eski yönetim alaşağı edildi. Lakin içişlerine müdahil olduğumuzdan dolayı cezalandırılan şubelere daha sonra ne oldu? Tabi bunun yanında başka şubelerin iç işleyişlerine hiç müdahale edilmedi mi?

Bursa ve İzmir şubeleri o gün bizim karşımızda olanlarla birlikte hareket etti. Sonra bir baktık ki, kendilerini destekledikleri tarafından şube yönetimlerinden uzaklaştırıldılar ve yerlerine başkaları getirildi. Bu konuların enine boyuna incelenmesi, irdelenmesi lazım fakat bugün bu arkadaşlarımızın sesleri dahi çıkmıyor, neden?

Elazığ ve Manisa şube başkanları; Muzaffer Bey ve Yüksel Bey görevlerinin başlarında iken ayrılmak zorunda bırakıldılar neden acaba? Sendikaya aday olmasını engellemek için dönemin genel başkanın Elazığ’a gelme sebebini Abdurrahman Taşkesen kardeşim ne zaman açıklayacak acaba? Fakat bu arkadaşlarımızdan hiçbir açıklama gelmiyor, neden?

İstanbul Anadolu yakasından Suat Delibaş’tan, İzmir şube başkanı Hikmet Bey’den, Denizli şube başkanımız olan Şakir Honoz Bey’den ve Aksaray’da paraleller yüzünden seçim kaybeden Şahin MERAL’den ve İSTANBUL 1. No’lu şubesinde seçim kaybeden Musa AKAN Bey’lerden yaşadıkları süreçler hakkında birer açıklama bekliyoruz?

Neden bu seçimlere müdahale edildi de şube seçimleri mahkemelik oldu? Buna benzer onlarca şube, genel merkezle davalık olmuş, bir kısım mahkemeler sonuçlanmış bir kısmı halen devam etmektedir. İsmini saydığım veya sayamadığım arkadaşlarımız da bu bağlamda mağduriyetlerini dile getirmeli, yüksek sesle konuşmalıdırlar. Aksi takdirde, konuşmayan arkadaşlarımız milletimizin vicdanında mahkum olacaklardır. Bunun böyle bilinmesi gerekmektedir.

Hani şubelerin içişlerine müdahale bir seçim kaybetme vesilesiydi? Peki ne oldu da bizi iki şubeye müdahale etmekle suçlayıp cezalandıran ve yönetimden uzaklaşmamıza sebebiyet verenler ve halen eski yöneticilerin cezalandırılmasına devam edilirken yaşanan onlarca hukuksuzluk karşında tek kelam etme cüretini gösteremiyorlar? Bu size de ilginç gelmiyor mu?

Bir kısım aklı evvellere bakıyorum, “Sağlık-Sen’e paralelden operasyon” başlıklı yazıma konu aldığım 2007 yılında Aydın şube kongresinde paralelcilerin oyununu nasıl bozduğumu ifade etmiştim. Baki Karaer’le alakalı olarak, açığa düştüğümü, dolayısıyla kendi iddiamla vurulduğumu ifade ediyorlar. Benim ondan sonra hiçbir açıklama yapmadığımı ve bunun nedenini merak ediyorlarmış(!) Her dönemde kendilerine sahip bulmakta zorlanmayan ve seçim hilelerini kullanmaktan başka meziyetleri olmayan, sendikadan geçinenler, hacıyatmazlar bakın size sesleniyorum! Bu lafı iyi dinleyin ve iyi belleyin. Ben 2007 yılında yaşanmış olan bir gerçeği ifade ettim, yani bundan 9 yıl öncesini anladınız mı? İsterseniz bu işi daha fazla sulandırmayın.

Demek ki paralel çeteye karşı göğsünü siper eden anlayışın temsilcileri bu sendikadan bir şekilde uzaklaştırılmış. Bu sebepten dolayı dün şikayet ettiği FETÖ mensuplarına, bizim sendikadan ayrılmamızın neticesinde kulvar değiştirmiş olacak ki bugün Aydın şube başkanı FETÖ bağlamında içeri alınmış gerisin geri serbest bırakılmıştır. Peki şimdi ben çıkıp yok kardeşim Baki Bey haklıdır gibisinden herhangi bir söylem içerisinde miyim? Var mı böyle bir söylemim? Ben bu sendikada düne ait yaşanmış olan hakikatleri anlattım, tabi anlayabildiyseniz ne mutlu size ve sizin gibilere…

Selam ve dua ile…

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Hava Durumu

Namaz Vakitleri

Haber Scripti: Medya İnternet | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom